Düzenleme Tuzakları -4 : Hız Tuzağı ve Çorba Kanunlar…

D

Geçenlerde göz attığım bir gazetede şöyle bir haber çarptı gözüme:

Odalara, zimmetçi, casus, hırsız, sahtekâr genel sekreter aranıyor!

 

Evet, yanlış okumadınız! Oda ve borsalara genel sekreter olmak için 2008’de yukarıda belirtilen suçlardan mahkum olma şartı getirilmiştir!

Yukarıda yer alan ilk cümle, Hürriyet Gazetesi’nin ekonomi bölümünde 11 Haziran 2008 tarihinde yayınlanan bir haberin başlığıydı [1]. Yine aynı tarihlerde birçok medya mecrasında da söz konusu olaya ilişkin haber Radikal Gazetesi’nde de “Meclis’te YasaMA Skandalı” başlığı ile yayınlandı [2].

Çok fazla teknik ayrıntıya girmeden olayı özetlemek gerekir ise; TBMM toplam 583 maddeden oluşan 5278 sayılı Kanun ile 23 Ocak 2008’de 156 adet kanunda değişiklik yapmıştır. Yapılan değişikliklerden birisi de 5174 Sayılı TOBB ile Odalar ve Borsalar Kanunu ile ilgilidir.

Amaç aslında mevcut kanun metnindeki mahkumiyetlere, farklı hapis ve para cezalarını da ekleyerek maddenin kapsamını genişletmek ve bu suçları işleyenlerin, oda ve borsalara genel sekreter olabilmesini engellemektir. Ancak yasama sürecinin sonunda ortaya çıkan metin ise tam aksine anılan göreve gelebilmek için bu suçlardan mahkum olunmasını zorunlu nitelikler arasında saymıştır!

23 Ocak 2008’de yapılan değişiklik sonrasında 5174 sayılı Kanun’un 74. maddesinde “Genel Sekreterin aşağıda belirtilen nitelikleri haiz olması gerekir:” hükmü; aynı maddenin (d) bendinde de aşağıdaki ifade yer almaktadır:

“Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü Maddesi’nde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle ya da devletin güvenliğine karşı suçlar Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin iflasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hapis cezasına mahkum olanlar.”

Sonuçta, Kanun’un eski halinde suçlar sayıldıktan sonra ‘hükümlü bulunmamak’ ibaresi yer alırken, yeni halinde suçlar sayıldıktan sonra ‘hapis cezasına mahkum olanlar’ denildiği için bu hata gerçekleşmiştir. Hatanın gelişimine ilişkin adımlar ise şunlar: 5278 sayılı Kanuna ilişkin tasarı Adalet Bakanlığı tarafından 2006 yılında hazırlanmış, 2007 yılında kadük olmuş, daha sonra Başbakanlık tarafından tekrar TBMM’ye sevk edilmiş; Adalet Komisyonu’nda 45 gün görüşüldükten sonra Kasım 2007’de TBMM Genel Kurulu’na inmiştir. 23 Ocak 2008’de yasalaşan tasarı Cumhurbaşkanı tarafından 14 gün incelendikten sonra 8 Şubat 2008’de Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmasından sonra yaklaşık 2 yıl boyunca TBMM ve Başbakanlık koridorlarını dolaşan, bir çok bürokrat, uzman ve politikacının önünden geçtikten sonra TBMM tarafından kabul edilen, Cumhurbaşkanlığı ve tekrar Başbakanlık bürokratlarının önünden geçerek yayımlanan metindeki hata, Nisan 2008’de Terazi Hukuk Dergisi yazarı Remzi Özmen tarafından fark edilmiş ve TBMM tarafından 30.7.2008 tarih ve 5795 sayılı Kanun ile düzeltilmiştir. Hatalı Kanun metninin kabulü ile düzeltilmesi arasında altı ay bir haftalık bir süre vardır ve bu arada TBMM toplam 517 adet kanun daha kabul etmiştir.

Söz konusu hata kimleri için UFAK görünebilir; ancak kimileri içinse “OLMAK ya da OLMAMAK” kadar önemli bir mesele: Teorik olarak, hatalı metin düzeltilene kadar geçen aylık süre içerisinde odalar ve borsalara genel sekreter seçimlerini kitleyecek olan bir düzenleme. Ama bu arada, anılan suçlardan mahkum olmayan birisinin adaylığı kabul edilebilir miydi, ya da tam tersine mahkum olan birisinin adaylığı reddedilebilir miydi, es kaza bunlardan birisi olsa geri dönüşü nasıl olurdu, bunların hepsi bu aşamdan sonra bizim hayal gücümüze kalmış sanırım. Ama en azından uygulanmaya kalktığında suçtan mahkum olmayanlar açısından hak kaybına neden olacağı kesin…

Bu kadar KÜÇÜK bir olayı, aradan altı sene geçtikten sonra gündeme getirmenin ne faydası var diye soranlar da olabilir tabii bu arada. Onları da şu şekilde sıralayalım dilerseniz:

  1. “Mahkum olmak” ya da “mahkum olmamak” ifadeleri arasındaki tek bir hece, ya da iki harf gündelik hayatta sorun olmaz iken, bir kanun metninde olduğu takdirde, bariz bir hata olmasına rağmen, kurumların işleyişlerini, genel kurulların yapılmasını kilitleyebiliyor ve fark edilip düzeltilene kadar aradan altı ay geçiyor.
  2.  Yüzden fazla sivil toplum kuruluşunu, binlerce işadamını doğrudan ilgilendiren, yüzlerce göz tarafından okunup kontrol edilmesi beklenen metindeki hata bırakın 550 milletvekili tarafından TBMM’de kabul edilene kadar, Resmi Gazete vasıtasıyla tüm ülkeye duyurulduktan sonra bile iki ay boyunca fark edilmiyor. Bu da “yasamaya olan duyarlılığımızın” bir göstergesi olsa gerek.
  3. Metinde açık bir maddi hata olduğu; bu nedele hatanın nasıl düzeltileceği ve düzeltilene kadar beklenmesi gerektiği kabul edilebilir. Ancak, söz konusu hızlı yasama süreçleri şu ana kadar fark edemediğimiz başka hatalara yol açtı mı, bunun kadar bariz olmayan hatalar varsa ne zaman karşımıza çıkacak, düzletilene kadar nasıl bir hasara sebep olur onu şimdiden bilmek mümkün değil.

Bu tür hataları önleyebilmek için, bunların nasıl ortaya çıktıklarına bakmak ilk adım olmalı:

  • TBMM’de aynı anda birden çok kanun tasarısı işlem görmekte, bir taslak ya da teklifte atıf yapılan bir kanun eş zamanlı olarak başka bir taslak ya da teklifle değişikliğe uğramaktadır.
  • TBMM’de eşzamanlı olarak görüşülen kanun tasarılarından birçoğunun ise, “torba kanun” niteliğinde olduğunu ve bir tasarıda birden çok kanunun muhtelif maddelerinin değiştirildiği görülmektedir. Dolaysıyla, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği uyarınca istisnai olması gereken bir yöntem, son dönemlerde yaygın olarak kullanılmaktadır.
  • Söz konusu süreçte, tasarılar komisyonlar veya alt komisyonlarda teklifler ile de birçok değişikliğe uğramaktadır. Tekliflerin verilmesi ve değerlendirilmesi açısından herhangi bir sistematik bulunmamakta, gece geç saatlere kadar süren komisyon toplantılarında metin üzerinde yapılan değişikliklerin takibi giderek zorlaşmaktadır. Hatta, zaman zaman bir kanun tasarısına ilişkin olarak aynı parti milletvekillerinin birbirlerinden habersiz olarak aynı yönde, birbirlerine çok benzer bir şekilde değişiklik teklif verdikleri bilinmektedir. Hatta TBMM’de bulunan bir arkadaşımın aktardığı üzere, bir alt komisyonda bir maddenin uygulanması konusunda son tarih (deadline) olarak 31 Nisan tarihi verilmiş; metin alt komisyondan geçtikten sonra durum fark edilmiştir (Bildiğiniz benzer örnekler var ise, yorumlarda ayrıntılı olarak paylaşmanızı rica ederim.)
  • Son olarak, komisyon süreçleri bittikten sonra bir de TBMM Genel Kurulu’nda verilen teklifler ile yapılan değişiklikler vardır ki, son dakikada yapılan bu değişiklikler için tekliften sonra Genel Kurul’a herhangi bir analiz süresi tanınmamakta, eğer öncesinden ayrıntılı bir analiz yapılmamış ise bu tür bir olanak büyük hatalar için zemin hazırlamaktadır.

Velhasıl, görünen odur ki, birçok tasarı için maalesef Düzenleyici Etki Analizi yapılmamakta (“çorba” kanunlar için hiç yapılmamakta), yapılsa dahi bunlar TBMM’ye intikal etmemekte, kanun teklifleri etki analizine tabi olmamakta, metni hazırlayanlar açısından bir süre sonra “körlük” oluşmakta ve metinler arasındaki ilişkinin her aşamada tekrar tekrar yapılması gerekirken bu yapılmamaktadır. Ayrıca, komisyonlar ve Genel Kurul “son dakika golleri” açısından oldukça elverişli hale gelmektedir.

Altı ayda 517 kanun kabul edilmesi bir başarı olarak görülebilir; ancak bürokraside yavaşlık ne kadar kötü ise, yasama sürecinde de tam aksine sürat felaketlere yol açmaktadır. Diğer ülkelere bakıldığında farklı gerekçelerle de olsa ülkelerin yasama süreçlerini iki kanatlı meclisler vasıtasıyla yürüttüklerini, yasa tasarıları açısından gerekçeler ve analizlerin okunması, tartışmaların bihakkın yapılabilmesi için, genel kurula gelen teklif ve tasarıların için 1. okuma, 2. okuma vb. süreçlerden geçtiklerini görmekteyiz.

Dolayısıyla “hız tuzağı”na karşı hepimizin bildiği bir atasözünü unutmamakta fayda var: “Acele işe şeytan karışır”. Bir sürü kurumu ilgilendiren, 156 adet kanunda birden değişiklik yapan ve herkesin bir ucundan bir yere kadar sahiplendiği “çorba kanun” tasarıları söz konusu olduğunda, da bu kez bir İngiliz atasözünü hatırlamakta fayda var sanırım: “Too many cooks spoil the broth…”.


[1] http://www.hurriyet.com.tr/odalara-zimmetci-casus-hirsiz-sahtek-r-genel-sekreter-araniyor-9148185

[2] http://www.radikal.com.tr/politika/mecliste-yasama-skandali-882972/

(*) Bu makalede yer alan görüş ve önerilerin tümüyle kişisel olup herhangi bir kişi, kurum veya kuruluş açısından bağlayıcı değildir.

(**) Konuya ilişkin bundan önceki makalelere ulaşmak için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:

Barış Ekdi

Barış Ekdi

Deneyimli rekabet uzmanı, uyumluluk uzmanı, yazar ve kişisel gelişim meraklısı...

Daha fazla bilgi için menüden “HAKKIMDA” sayfasına bakınız.

İletişim